The Untouchables

8 Kasım 2010 Pazartesi

The Untouchables


 Yıl 1930.Amerika'da yaşanan, daha doğrusu tüm dünyayı derinden etkilemiş Büyük Buhran'ın etkilerini apaçık gösterdiği senelerdeyiz. Bilindiği gibi krizin kimi resmi sonuçları vardır. "Resmi Buhranlar" deyip geçelim. Zira, konumuz değil. Fakat krizin bir de, yaratıldığı her yerde, yarattığı "mafyalar" vardır. İşte Alphonse Capone, bu mafya babalarından birisidir.
14 Eylül, 1930 tarihi filmin, haliyle, geçtiği dönem. Brian De Palma; Carlito's Way ve Scarface'ten de tanıdığımız bu "film noir" aşığı yönetmen, yine tarzı bir filme yeltenmiş ve altından pek de iyi kalkamamıştır.

Kabul; kimi filmler vardır pek eleştirmek istemeyiz. The Godfather serisi, Scarface, Intolerance, BEN-HUR... vb. Bu kategoride ele alınabilir mi The Untouchables bilemem, ancak filmde çok büyük bir hava eksikliği olduğu kesin.

...

Dün benim için muhteşem bir gün değildi. Vizeler büyük çoğunlukla bitmiş, vize haftasında ders yapılmadığından ve önümüzde bayram tatili olduğundan moralim yerinde olsa bile, yine de öyle "çok havamda" değildim.

Babam için de durum aynı olunca, bize de Ukde Sineması'nda film izlemek ve düşük havamızı tekrar yükseltmek kaldı.

Babam çok derin filmleri sevmez. Amerikan filmi tercihidir. Durağan filmler onu bayar, hemen uykusunu getirir, sinemada sızmayı da sevmediğinden, filmi oynatan "bana" sinirli bir bakış atıp "tüm havamı kaçırdın, bu muydu koyacağın film!" der gibi, sessiz bir şekilde içeri gider ya yatar, ya başka bir şey yapar. Bu da bana filmin geri kalanını izlerken binlerce "?" verir, ki bu da benim hoşuma hiç gitmez.

Bu sebepten işimi garantiye almak için; babamla film izleyeceksem evvela kendisine filmde payı olan parlak oyuncuların (basmakalıplaşmış oyuncuların) ya da parlak yönetmenlerin (basmakalıplaşmış yönetmenlerin) adlarını birer birer okuyorum.

Örn:

-"Baba, bugün The Untouchables diye bir film izleyeceğiz. "Dokunulmazlar" Türkçe adı, izlemiş miydin yoksa? ... Tamam, hatırlarsan durdurur, başka film koyarız? Bak: Kevin Costner (babam: "oo!"), Sean Connery (babam: "ooO!"), Andy Garcia (babam: "ooOO!"), Robert De Niro (babam: "OOOO!")...
-"Yönetmeni kimmiş yahu bu filmin?"
-"Brian De Palma"
-OOOO!! Neydi dedin adı?
-The Untouchables.
-... (Düşünür)
-"Dokunulmazlar"
-Tamam, gerek yok Türkçesine... İzlemedim galiba. Neyse, tanırsam durdurursun artıkın...


...


Babamla film izlemek büyük zevk.

...

Film bu mafya babasının hikayesini anlatırken, kimi şeyler pek dikkatimi çekti:

Sean CONNERY!

Connery Baba'dan tokat dersleri vol.1
Sean Connery'den tokat yemek ne kadar yakışıklı bir durummuş yahu. Bir tokat da bana atsa keşke. Ne biçim adamdır hakikaten bu Sean Connery. Bizim ailenin kadınlarınca tutulan erkek aktörlerde ilk üçte her zaman kendine yer bulmuş bir isimdir. Hatta geçen yılki "aile içi kadınlar best of" ödül törenine, İskoç eteğinde bir yırtık olduğundan katılamamıştı da şöyle bir mektup döşenmişti kendi çapında canım...
vol.2

"Küçük Dostum,
Bu seneki ödül törenine gelemiyorum. Eteğim yırtıldı. AY KANT, AY KANT!"

...gibi uzun bir mektup ve bir de hatırladığım: hınzır bir espri ile son bulmuştu mektup...
vol.3

"Sİ YU LAYTIR ELİGEYTIR, ollley!"

Şaka bir yana, Connery zaten bu filmle en iyi yardımcı erkek oyuncu dalında Oscar'ı da kapmış, gönlümüzde büyük bir yere sahip olmuştur.
Bir de çok güzel tokat atıyor...

Unutmadan! Sean Connery'i, Fakir Baykurt'un ölümsüz eseri Yılanların Öcü'nün, "filminde" başrol oynarken izlemek isterdim. Ne dersiniz, yakışmaz mı? Bu şapkayla hem de?
ve kapanış: vol.4, sempatik gülümseme her iki taraftan da...

 Costner - Connery
Birlikte çalışmaya başlama dönemleri ve kilisede geçen o sahneler birçok dikkatli ve şüpheci sinemaseverin ilgisini çekmiş olabilir. Amerikan filmlerinde bu tip duygusal sahnelerin hep kiliselerde geçmesi ve sanki bu tip ciddi şeyler bir tek kiliselerde konuşulur imajı verilmesi elbette tasvip ettiğimiz şeyler değil. Fakat o dönemi bilmediğimden ve filmin bir dönem filmi olmasından ötürü "dönemi iyi yansıtmak" zorunda olduğundan, karışmıyorum. "Belki de dönem itibariyle gereken buydu", deyip geçiyorum. Kaldı ki, pek sırıtmamış sahne. "Zaten amaçları bu!" diyen komplo teorici güzel sinemaseverlere de selam olsun.
 Irkçılığın Silah Olarak Kullanılması
Connery (İrlanda asıllı), Garcia(İtalyan asıllı) olarak filmde yer alıyorlardır. -Gerçekten İrlanda, İskoç değil. Karıştırmıyorum yani...- Ve bu ikilinin yanına bir de saf kan Amerikalı ekleniyor: Kevin Costner. Bir anda The Untouchables-Dokunulmazlar oluyorlar. Amerika'ya bir mesaj var mıdır burada acaba? Cosby ailesinden yola çıkılarak, ne denilebilir buna?

Kaldı ki, Connery kurduğu ekibe silah kullanmasını iyi bilen bir eleman ararken, karşısına gelen polislerin hepsini belli bir teste tutuyor ve onlara "neden polis olduklarını" soruyor. Klişe cevaplar verenler hemen elenirken, geriye bir tek İtalyan ırkçılığı üzerinden avlanan Garcia kalıyor. Ekibe bir o giriyor. Garcia'nın ırkçılık konusundaki hassasiyeti, bir nevi filmde, ekibe yarayışlı bir şekilde kullanılıyor.

Bu bence filme dair, güzel bir noktaydı.


"En Ağır Katilin Bile İnsancıl Duyguları Vardır"

Bu cümleyi kuranlar, kurarken tam anlamıyla inananlar için filmdeki Al Capone portresi büyük bir örnek teşkil etmekte. Normalde "gerçekte de böyle miydi, yoksa böyle mi sunuldu seyirciye bilemem" gibi bir cümle kurardım, ancak Capone'yi oynayan De Niro'nun bir role bürünürken ne kadar derin araştırmalar yaptığını, gerçeğe en yakına ulaşıp onu kendisince şekillendirdiğini bildiğimden; De Niro'nun opera esnasında ağlamasını, Capone'un ağlaması olarak kabul ediyorum.

Sahte Bir Sahne

Sırf aşağıda bulunan fotoğraftan bile, sahnenin sahteliğine dair bir fikir edinebilirsiniz. Filmin 1987 yapımı olduğunu bildiğimden ve güzel memleketimde hala "kendi imkanlarımızla, ufkumuzla" benzer bir film yapamadığımızdan dolayı pek üzerinde durmuyorum. "Güzel bir renk katmış" diye değerlendiriyorum.




İki Farklı Çekim, Hoşuma Giden!
Kuş Bakışı

Kameranın Kişileştirilerek Kullanılması

Al Capone Üzerine Bir Klişe Hikaye

Al Capone suç işlemeye çocukken başladığını şu sözlerle açıklamıştır;

« Çocukken her akşam yatmadan önce ve aklıma geldiği her an Tanrı'ya bana bir bisiklet vermesi için dua ederdim. Bir gün Tanrı'nın çalışma tarzının bu olmadığını anladım. Ertesi gün gittim kendime yeni bir bisiklet çaldım ve her akşam yatmadan önce Tanrı'ya günahlarımı affetmesi için dua ettim »

0 yorum :

Yorum Gönder