Sultanes del Sur

11 Nisan 2011 Pazartesi

Sultanes del Sur


Ukde Sineması'nda şimdiye kadar yaşanmış olan en büyük hayal kırıklığı: Sultanes del Sur. Hesapta İspanyol kökenli, dört (4) kişiden oluşan bir dolandırıcı grubu Meksika'da önemli bir vurgun yaparak, kasası dolu bir bankayı soyuyorlar; oradan da parayı temize çıkarabilmek için Arjantin'e kaçıyorlar. Heyecanlı gibi duruyor olabilir, ancak film baştan aşağı tutarsızlıklarla ve son derece kötü oyunculuklarla dolu.


Son dönemlerde sıkça yaptığım gibi, Ukde Sineması'nda güzel bir film gecesi yaşamaktı hayalim. Latin Amerika filmlerinin son dönemdeki çıkışı da gözümden kaçmadığından, taze (2007 yapımı) bir Meksika filmini Ukde Sineması perdesine yansıtmaya karar verdim.

Her şey çok güzel başlamıştı, demek istiyordum fakat filmin başlamasıyla karşıma çıkan: bir çok kimseye çok zekice kurgulanmış gibi görünebilecek bir "banka müdürünü rehin alma sahnesi", bana fevkalade sıradan görünmüştü. Ağzımın tadı kaçmıştı diyelim, üstelik daha henüz ilk sahneden.

Suç çetesinin lideri olan top sakallı, İspanyol aksanlı (sanırım bununla filme bir çeşit profesyonellik katmak amaçlanmış) karakteri canlandıran oyuncu son derece yapmacık duran "karizmatik bir oyunculuk sergileme" çabasında, yalnızca başarısızlığına başarısızlık katıyor... Gülünç sayılacak haddini bilmez oyunculuk, zaten son derece zayıf bir rehin alma sahnesiyle başlamış olan filmin adeta kaderini belirliyor.

Banka soygununun bir hayli yavan bir şekilde gerçekleşmesi yetmiyormuş gibi, bir de üstüne çete; bankanın önünü tutmuş olan polis araçlarının tam arkasına önceden kazdıkları çukurdan kaçmayı başarıyorlar... (!) Üstelik tüm bunlar olduğunda filmin henüz on dakikası bile geçmemiş oluyor (aşağı yukarı). Yani tam "işte bir banka soygunu filmi daha" derken siz, ortaya yamuk yumuk, nereye gittiği belli olmayan bir film çıkıveriyor.

Normalde o an filmi kapatırdım, ancak iyi bir sinemaseverin görevi filme her zaman ikinci bir şans vermektir, diyelim geçelim...

Ardından nasıl oluyorsa bu çete Meksika'dan kaçmayı başarıyor, üstelik ellerinde para dolu bir çantayla. Arjantin'e vardıklarındaysa, tam paralarını Arjantin pesosuna çevirecekleri anda beklenmedik bir saldırıya uğruyorlar ve nereden geldiğini anlamadıkları bu saldırının en komik kısmı: saldırının nereden geldiğini "tüm film boyunca" seyirci de anlamıyor. Ortada tahminler uçuşuyor hepsi bu. Son sahnelere doğru bir şeyler canlanır gibi oluyor, aklınızdaki bazı sorular cevaplanıyor fakat öyle kötü cevaplar ki bunlar "keşke cevaplanmasalardı" noktasına geliyorsunuz.

Daha fazla devam etmek istemiyorum. Saçma sapan bir filmin üzerine düşünmek, filmin saçma sapanlığına, saçma sapanlık katıyor: saçma sapan oluyor, "saçma sapan (2)"...

Kötü oyunculuk mu dersiniz, kötü aksiyon sahneleri mi dersiniz, çirkin oyuncular sanki karizmatikmişler gibi gösterme çabasından doğan yavaş çekimde güneş gözlükleriyle yürüyen aktörlerin arkasına bir çeşit rock müziği koymak mı dersiniz... ne derseniz vardı filmde. Bir kötü senaryo, daha kötü bir hale ancak bu filmde görüldüğü gibi getirilebilir. Yazık filmi izlerken geçen saatlerime, ama ne yapacaksın, her film de izlenebilir olmuyor ki...

0 yorum :

Yorum Gönder