Los Lunes al Sol

22 Haziran 2010 Salı

Los Lunes al Sol


 

İki gün evvel, akşamüstü Ukde Sineması'ndan sosyalizm geçti.

“Esta película no está basada en una historia real. Está basada en muchas”

“This film is not based on a real story. It is based on thousands.”

Fernando Leon de Aranoa 'nın yazıp yönettiği, 2002 San Sebastian Film Festivali 'nde en iyi film ödülünü kazanan, Akademi Ödüllerine aday gösterilmis olan Javier Bardem 'in başrolü oynadığı (?), yedi işsiz liman çalışanının hikâyesini konu alan film.

Sosyalist ruhun son derece fazla hissedildiği İspanyol filminde, Javier Bardem gibi Akademi Ödüllü bir oyuncunun rolüne girebilmek için saçlarının ön kısımlarını, dilimcik haline getirecek şekilde kazıdığını ve film boyunca tam anlamıyla izleyiciye “işsiz kalmış, biraz da vurdumduymaz” bir adamın nasıl olabileceğini muhteşem bir şekilde işliyor.

“Javier Bardem bu filmde iyi iş çıkartmış” demek diğer tüm oyunculara haksızlık olur. Sadece bir oyuncunun parladığı, diğerlerinin “olmasa da olur” derecesinde sönük kaldığı bir film değil Güneşli Pazartesiler. Her aktör, aktris (her ne kadar filmde kadın oyuncu sayısı pek az olsa da erkek oyunculara göre…) hakkını vererek oynamışlar.

Bu güzel oyunculuğu ve sağlam senaryoyu bir de dogma cümleler sardığı zaman, işte o zaman, Güneşli Pazartesiler filmi benzerlerinden ve diğerlerinden ayrılıyor. Çoğu yerde durup, izleyici, kendi kendine “ya aslında hakikaten böyle, biz neden bu denli sessiz kalıyoruz tüm bu yaşadıklarımıza?” soruyor. Daha doğrusu bilinçli izleyici bunu yapıyor. Çünkü filmin gerçekten çok derin yaralara temas etmesi, parmak basması söz konusu.

Mesela:

Santa (Javier Bardem, maalesef başrol yazamıyorum çünkü çok önemli bir role sahip olmasına rağmen hiç gözükmediği ve diğer rollerin çok daha etkin oldukları birçok sahne var) katıldığı bir eylemde, bir sokak lambasını kırar ve bu olaydan paçasını sıyırabilmek için kefalet ödemek zorunda kalır… Tam bu dönemde ödememeyi kafasına koymuşken bir dost meclisinde konuyu arkadaşlarına anlatır… Anlatacaklarının bitmesiyle arkadaşlarına bir soru sorar;

-“8000 pesetas (kefalet ücreti) ne kadar yapar?”

-“Nasıl yani? Euro olarak mı?”

-“Hayır, pesetas olarak.”

-“8000 pesetas yapar tabii ki…”

-“Hayır, benim için çok daha fazla, etik olarak…”



Devlet bizlere maddi zararlar verdiğinde dahi borcunu ödemezken, verdiği maddi zararların yol açtığı manevi zararları nasıl ödeyecek? Etik olarak hangi borç bize geri ödeniyor?

Film gerçeklerden korkmadan bahsedecek kadar dürüst bir film. Amerikan sinemasının yıllardır tek tük bahsettiği, bahsedeni de ödülsüz bıraktığı bir tema işlenmiş bu filmde.

Akademi Ödüllerine ulaşamamış oluşunun sebebi de sanırım bundandır.



0 yorum :

Yorum Gönder